| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 43,8000 | 43,8789 | |
| EURO | 51,7008 | 51,7939 | |
HAFIZ HASAN MOLLAHASANOĞLU
Hafız Hasan amcam; seni tanımak ve sana komşu olmak şerefini bahşeden yüce Mevla’ma hamd ediyorum. Rahmeti rahmana göç ettiğini büyük bir teessürle öğrenmiş bulunuyorum. Rabbimden sana gani gani rahmetler temenni ediyor, geride bırakmış olduğun kederli ailene sabır ve baş sağlığı diliyorum. Sadece ailenin değil tüm köyümüzün ve tüm sevenlerinin başı sağ olsun.
Gelecek nesillere bilgi, tarihe not düşmek açısından (acziyetimi ifade ederek) bu yazımı şahsınıza ithaf’en kaleme almaya çalışacağım. Sizleri bir yazıya sığdırmanın mümkün olamayacağını bilen değerli okurlarımın affına sığınıyorum.
Hafız Hasan Mollahasanoğlu: İkizdere İlica köyü Büyük Cami Mahallesinde dünyaya geldi. Babasının adı (Köse) Abdullah dir. Büyük Cami Mahallesinin en alt kısmında Okul yolu üzerinde, Okul istikametinden Orta Mahalle istikametine giderken ilk karşılaşılan evde ikamet etmekte idi.
Tarihi vesikalarla yazılı bir belge olmamakla beraber tevatür yoluyla anlatılanlara göre Hafız Hasan Mollahasanoğlu’nun dedelerinden bir tanesi, Cennet mekân Abdülhamit Han zamanında rütbeli bir askerdi. Babası (Köse) Abdullah 1925 tarihinde Güneydoğu Anadolu bölgesinde merkezi yönetime karşı girişilen, geniş çaplı ayaklanmaya kalkışan Şeyh Sait isyanını bastırmak üzere Güney Doğu Anadolu’ya gönderilen askerlerin içerisinde görev almış bir asker olduğu anlatılmaktadır. (Not: Şeyh Sait, Said’i Nursi değildir.)
Hafız Hasan Mollahasanoğlu; Yaya’nın Memiş (Rahmetli)’ın kızı Nekiye (hala) ile evli idi. Evliliklerinden dört kız, iki erkek olmak üzere altı çocukları dünyaya geldi. Kızları: Emine, Fadime, Makbule ve Hatice, Oğulları: Lütfü ve İbrahim dir. (Kendilerine sabır ve baş sağlığı diliyorum.)
Hafız Hasan Mollahasanoğlu; Rahmetli Babam (İsmail Hoca) ile birlikte Orta Mahalle Camisinde hafızlıklarını itmam etmişlerdi. Hafızlık arkadaşı olan rahmetli Babamın ölümü kendisinin ağır hasta olması ve cenazeye katılma imkânının bulunmaması nedeniyle söylenmediğinden çok üzülmüş ve bu üzüntüsünü kendilerini ziyarete gittiğimde şahsıma defalarca anlatmıştır. Mevla’m her ikisini de hıfz etmiş oldukları Kur ’ani Kerim hürmetine Cennette buluştursun inşallah.
Hafız Hasan Mollahasanoğlu; kadrolu olarak camilerde görev almamıştır. Ancak uzun yıllar, Ramazan ayı başta olmak üzere yılın muhtelif aylarında (özellikle Kışın) Fahri olarak Aşeki vane Camisinde, Papayine Camisinde, Hafızlığını yapmış olduğu Orta mahalle Camisinde ve Sirt Mahalle Camisinde görev yapmıştır. Görev yapmış olduğu zamanlarda çocuk okutmaya çok önem verirdi. Kendisinden ilim öğrenen talebeleri eminin her zaman kendilerini hayırla yâd edeceklerdir. Amel defterinin kapanmamasına vesile olan amellerden biriside “Evilmin yuntefeu” kendisinden faydalanılan ilimdir. Öğrenmiş olduğu ilmi talebelerine aktararak onların dini Mübin’i İslam’ı yaşayan ve yaşatan öğrencilerinin yapmış olduğu ibadat’u taatlarından hocalarının defterine “İnşallah” sevap yazılacaktır.
Hafız Hasan Mollahasanoğlu; çok iyi bir usta idi. Marangozluk başta olmak üzere taş ustalığı, değirmen ustalığı yapardı. Baba mesleği olan oymacılık işi de yapardı. Alın teri, el emeği ve göz nuru ile ağaçlara şekil verir, çok güzel tekne, kepçe ve kaşık imal ederdi. Bal sağımında kullanılan “Çeneççi” yapardı. Fındık çubuklarının kabukları ile “Çiten”, “Sepet” ve “Çepuk” yapardı. Balta, Kazma ve Tırpan sapı yapardı. Köyde, hemen hemen her evde bir eserinin olduğunu söylesem abartı yapmış olduğumu zannetmiyorum. Tanıyanları ve bilenleri olarak, Maddi manevi herkese bir faydası dokunmuştur.
Kur’an’ı önce kafasına sonra kalbine yerleştirmiş olan Hafız amca Kur’an ahlakı ile ahlaklanmış çok müşfik ve çok merhametli bir şahsiyetti. Hakkı tavsiye eder, kötülükten men ederdi. Sürekli Kur’an okurdu. Tespih ve zikirle meşgul olur, maleyanı, dedikodu ve gıybet yapmaktan hoşlanmaz, bu tip ortamlarda bulunmaktan imtina ederdi.
Hafız Hasan Mollahasanoğlu; 1988 – 90 yılları arasında İmam Hatip olarak görev yapmış olduğum Büyük Camide, cami müdavimlerinden olup saygın ve seçkin cemaatlerimden biriydi. Görev yapması için sarık ve cübbemi kendisine ikram ettiğimde çoğu zaman nezaketle görevi iade ederdi. Özellikle Ramazan aylarında olmak üzere, cenazelerden sonra okutulun Mevlid-i şeriflerde görev alır, gerek aşrı şerif ve gerekse ilahilerle katkı sunardı. Okumuş olduğu ilahilerden birisi olan, çok anlamlı ve çok manidar bulduğum ve ibretlik bir ilahisini notlarımın arasından bularak sizinle paylaşmak istedim. Bu ilahide ana tema olarak Mahşer gününde bütün Peygamberler ve bütün insanlığın “ŞEFAAT YA RESULELLAH” diye huzuruna varmış oldukları Hz. Muhammet (sav) ile günahkâr kul arasında geçen diyalogda Hz. Muhammet Mustafa (sav)’in günahkâr kula vermiş olduğu cevabi dile getiriyor.
Bu Dünyaya geldin ne amel ettin
Derse Allah, ben ne cevap vereyim.
Şimdi huzuruma ne yüzle geldin
Derse Allah, ben ne cevap vereyim.
Ramazan verdim, oruç tutmadın
Akşam tatlı tatlı iftar etmedin
Niçin doğru yollarıma gitmedin
Derse Allah ben ne cevap vereyim.
Ezanlar okundu niçin duymadın
Sen niçin Rahmana secde kılmadın
Bende sana Cennetimi vermedim
Derse Allah ben ne cevap vereyim.
Ben seni yarattım has güller gibi
Kaş verdim, göz verdim sümbüller gibi
Amelini söyle bülbüller gibi
Derse Allah ben ne cevap vereyim.
Mevla’m; Başta Hafız Hasan Mollahasanoğlu olmak üzere tüm geçmişlerimizi ve hepimizi, Salih amellerle defterini sağ taraftan alanlardan eylesin.
İlahiler ihtiva ettikleri anlamlı konuları yanık gönüllerden, dertli dillerden, hoş sedalarla, antenleri açık olarak duygu ve gönlü ile ilahi Rahmetullah-ı arzu eden alıcısında gerçek manasını bulmuş olur. Bu duygu ile okunup, bu duygu ile dinlenen ilahi gerçek manada anlam ve gayesine erişmiş olur. Eminim ki! Hafız Hasan (amca)nın ilahilerini dinlemiş olanların zihinlerinde bir hareketlenme meydana gelmiştir.
Hafı Hasan (amca) ile ilgili bir iki anekdota burada temas etmek isterim. Bir tanesi; Rahmetli Babam (İsmail hoca) bir armut kütüğünü kucağıma vererek bunu Hafız amcana götür, benimde selamımı söyle bundan iyi bir “Kepçe” yapsın, geri kalanından da olabildiği kadar kaşık yapsın diyerek beni Hafız Hasan amcanın evine gönderdi. Hafız Hasan amca evlerinin önünde bulunan Büyük bir armut ’un altında oturmuş, sırtını armut’a yaslamış olarak, önceden sipariş verilmiş olan kaşıkları yapıyordu. Benim, omuzumda kocaman kütük ile birlikte zar zor geldiğimi görünce hemen yerinden fırlayarak bana doğru koştu ve kütüğü omuzumdan alarak; yahu! Hoca neden bu kocaman kütüğü senin omuzuna verdi, eyvah eyvah, bu çocuğa bu kütük verilir mi diye söylendi. Ben kendisine selam verdim ve babamın selamını söyledim. Beni hoş beş ettikten sonra, ne olacak bu diye sordu. Ben de kendisine Babamın söylediklerini harfiyen söyledim. Hafız amca bana: tamam, şimdi elimde işler var 5-10 gün sonra gelip alısın dedi.
Odun kaşık devrine yetişmiş bir kişi olarak Hafız amcanın yapmış olduğu o kaşıklarla uzun yıllar yemek yedim. Yapmış olduğu kepçe ile rahmetli Anneciğim çok peynir ve lahana çorbası yaptı. Kepçe geçirmiş olduğu bir kaza neticesinde bir parçasının kırık olmasına rağmen, demir kepçeler gelinceye kadar görevine devam etti. Demir kepçeler geldikten sonra ise rahmetli babam o kırık kepçeyi atmadı, hatıra olarak ambarın bir köşesine asılı durdu. Yeni ev yapılırken toplanan eşyalar arasında o kırık kepçede vardı. Hanım; bunu atalım artık daha ne işe yarayacak dediğinde ben; babamın atmadığı ve hatıra olarak sakladığı kepçeyi ben asla atamam, bunun kimseye bir zararı yok, çok fazla bir yerde işgal etmiyor, çatı ile sac arasında bir kırışın üzerinde sokulu olarak duruyor. Ellerine sağlık Hafız amca, Allah razı olsun.
Birde bundan 3-4 yıl önce çay toplamak üzere köye gitmiştik. Tüm köylü belirlenen bir günde çaylarını vermek zorunda olduklarından, belirlenen günden önce çayların toplanması gerekiyordu. Ekibimiz kalabalıktı ancak çayı toplamak için yeterli çay makasımız yoktu. Herkes de çay topladığından kimseden makas istemek uygun olmazdı. Ben, bir umutla Hafız amcaya gideyim belki onun fazlalık çay makası vardır diyerek Hafız amcanın evine gittim. Hafız amca hasta yatağında yatıyordu. Kendisine seslenerek uykusundan uyandırdım. Ben kendisini, kendileri de beni çok severlerdi. Durumu kendisine izah ettim ve çay makasına ihtiyacımız var dedim. Hafız amca; Bizimkilerde çay topluyor ama şu alt kata bir bakayım makas var mı? Diye yatağından kalkarak evden dışarı çıkmaya başlayınca, Hafız amca sen bana yerini söylesen, ben gidip alsam dedim ama Hafız amca; yok sen bulamazsın diyerek alt kata indi elinde 4-5 çay makasıyla dışarı çıktı ve bana kaç tane lazım diye sordu. Ben; amca biz çok karabalığız mümkünse onların hepsini alayım dedim.
Hafız Hasan amca dur bakalım bu makasların durumu ne diye hepsini tek tek elden geçirdi, hepsini eğe ile bileterek bana verdi, Hatta sonradan bir tane daha makas bulup getirdi. Makasın torbasında arızlar olduğundan iğne iplik alarak tamir etmeye başladı. Ben kendilerini uğraştırdığım için üzülüyordum ama gönlü öyle istediği için zaman geçiyor olmasına rağmen bir şey diyemiyordum. Bir müddet sonra makası istediği gibi tamir edemediğinden, bu olmadı onlar size yeter diyerek beni uğurladı.
Makaslar elimde geldiğimi gören ekip çok sevindi. Normalde Akşama kadar zar zor bitirebileceğimiz çayı birkaç saat içerisinde toplayarak satışa hazır hale getirdik. Eline sağlık Hafız amca, Allah razı olsun.
2025 yılında bir iş nedeni ile kardeşim Abdulkadir hoca ile birlikte köye gitmiştik. Annemin, Babamın ve Kadir Hocanın eşin mezarlarını ziyaret edip Kur’an okuduktan sonra Hafız Hasan amcayı ziyaret etmeye karar verdik. Saat henüz 09.00-10.00 civarları olduğundan Ben Kadir hocaya; Hafız amca bu saatlerde yatar, bir daha öğlen namazına kalkar şimdi rahatsız etmesek mi diye söyledim. Kadir Hoca, Hafız amcanın oğlu İbrahim’i arayarak bilgi vermek istedi ancak İbrahim’e ulaşamadık. Neyse! Bir gidelim olmazsa döner, sonra tekrar gideriz diye Hafız amcanın evine gittik.
Kapıdan Hafız amca, Hafız amca diye bağırdığımızda Hafız amcanın torunu, İbrahim’in kızı kapıyı açarak, buyurun buyurun diyerek bizi karşıladı. Biz kendimizi tanıtarak hafız amcayı görmek istediğimizi söyledik. Hafız amca yanan sobanın yanında bulunan çekyatın üzerinde yatıyordu. Biz, rahatsız etmesek mi diye konuşurken, torunu Dede Dede diyerek bağırarak Hafız amcayı uyandırdı. Hafız amca bir anda bizi karşısında görünce bir an şaşırdı ve kendisine gelince, ve bizi de iyiden iyiye tanıyınca hoş geldiniz dedi.
Kadir hoca Hafız amcaya; seni rahatsız etmek istemezdik ama bir daha ya kısmet dedi, onun için seni uyandırdık kusura bakma deyince,
Hafız amca; ne demek, siz beni bakmaya geldiniz, ne rahatsızlığı, Çok hayır göresiniz, çok teşekkür ederim, Allah razı olsun, Allah ziyaretinizi makbul etsin dedi. Uzun uzadiye Babamla olan arkadaşlıklarından bahsetti. Köyde camide görevli olduğum zamanlardan bahsettik aradan yaklaşık 35 yıl geçmişti. Ben kendisine yukarda yazmış olduğum ilahiyi hatırlattım ve halen daha bu ilahiden çok etkilendiğimi söyledim.
Hafız amca Orta Mahalle camisinde görev yaptığı zamanlarda kardeşim Abdülkadir’in, bizim camideki hocanın dayaklarından kaçarak Hafız amcanın camisine gidip kendisinden ders aldığı zamanlardan bahsetti. Biz senden razıyız, Allah da razı olsun dileklerimizi ilettik.
Hafız amcaya hal hatır sorarken, bir ağrın, bir sızın var mı dediğimizde; bir ağrım yok ama çok halsızım, sade yatsam, kafamı yerden kaldıramıyorum diye cevap verdi. Abdulkadir hoca kendisine rahmetli Annem’in ve Babam’in hayatlarından kesitlerle Dünya ve ahiret hayatından bahsederek bu Dünyanın bir imtihan alanı olduğundan, sıkıntı, dert ve meşakkatlerin bol bol yaşandığından, önemli olanın imtihanı hakkıyla kazanarak ahirette ebedi saadete ulaşmanın olduğundan bahsetti. Son cümle olarak karşılıklı helalleşerek bir birimizden ayrıldık. Rabbim seni “İnşallah” arşın gölgesinde gölgelendirsin. Çekmiş olduğun hastalık, dert ve sıkıntılarını, eğer varsa günahlarına keffaret eylesin.
Gönlümüzde vardın, Dua kulübümüze de kaydın yapılmış olduğunu manevi huzurunda beyan ediyorum. Yerin doldurulmaz eserlerin unutulmazdır.
Ben sizden razıydım.
Biz sizden razıyız.
Allah da razı olsun Efendimiz (sav)’e komşu eylesin. Hep birlikte havz-ı Kevser’de buluşup kana kana içmek ve Cemalullah’ı seyretmek nasip olsun inşallah (RUHU İÇİN EL FATİHA)