| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 42,8457 | 42,9229 | |
| EURO | 50,2859 | 50,3765 | |
......
İlica köyünde yaşayıp rahmeti rahmana ulaşan, Nüfus Müdürlüğünde “Şükrü” olarak geçiyor olsa da Şükür olarak telaffuz edilen birçok Şükür vardı. Bunlardan ilk akla gelenler; Piryan Şükür, Ali beyin Şükür, Toobeler olsun Şükür ve Vesilenin Şükürdür.
Vesilenin Şükür; İlica köyü Büyük Cami Mahallesinin alt kısmında, Niyazının değirmeninden Okul istikametine doğru gelirken ilk rastlanılan, eski usul ahşap yapımı bir evde yaşamakta idi. Vesilenin Şükür ömründe hiç evlenmemiş olan, ve hayatında bir evlilik yapıp hasbel kader çocuğu olmadan boşanmış olan kız kardeşi Havva ile birlikte yaşamakta idi.
Vesilenin Şükür; kısa boylu, beyaz sakallı, elinde bulunan bastonu ile ağır adımlarla yürüyen, gırtlaktan konuşması nedeniyle ne söylediğinin anlaşılabilmesi için dikkatle kulak verilerek dinlenmesi gereken birisiydi. Geçimini bağ ve bahçesinde yetiştirdikleri ve ahırında bulunan bir adet ineği ile sağlamaya çalışırdı. Ayrıca Nizamettin hoca tarafından korunup kollanır, başta kendisi olmak üzere köydeki zenginlerden temin ettiği yardım paraları ile desteklenirdi.
Zor zamanlarda ve zor şartlarda yaşam mücadelesi vermek zorunda kalan Vesilenin Şükür bekâr kalışının müsebbibi olarak annesini gösterirdi. Annesinin ise hangi gerekçelerle Şükrü amcayı evlendirmediği bilinmemektedir. Şükrü amcanın evlenememe nedeninin başlıca sebebi fakirlik olduğu tahmin edilmektedir. Yokluk, yoksulluk ve garibanlığın kol gezdiği o dönemlerde birde sahipsizlik eklenince haliyle evlenmek mümkün olamamaktadır.
Vesilenin Şükür’ün kız kardeşi olan Havva hala, ilerlemiş yaşına rağmen sürekli çalışmak zorunda idi. Ahpınleri kazar, ineği sağar ve evde de ev işlerini yapardı. Yokluk, yoksulluk ve garibanlık hayatla birleşip sırtına yüklenmesi nedeniyle adeta iki büklüm gibi kamburu çıkmış, burnu yerde bir vaziyette yaşamını idame ettirirdi.
Vesilenin Şükür’ün evleri tamamen ahşap bir yapıdan ibaret olup, dış kapıdan içeri girişte sağ ve sol tarafı odun yığınları ile kaplanmış, tabanı yağlı çamurdan döşeli bir zemin, tavanı ise “feççan”larla kaplı idi. Femele taşının tam dip kısmında ateş yakılır, ateşliğin bir kenarında “kevret” diye adlandırılan bir peke vardı. Evin içine giriş istikametine göre sol köşede dört beş raftan oluşan bir terek, terekte üç beş bakır tabak, bir kaç odun kaşık ve bir odun kepçe, tereğin altında bir iki bakır kazan ve bir köşede de içerisine turşu yapmaya yarayan bir “küp” vardı.
Evin “Hayat” kısmına geçerken sol tarafta akşamları yatmak için kullanılan ve adına “bulme” denen bir oda, sağ tarafta ise adına “kiler” denen ambar vardı. Kışlık yiyeceklerini bu ambarda muhafaza ederlerdi. İki kattan ibaret olan evlerinin alt kısmında ahırları vardı. Ahırda bir tek inekleri olduğundan ineklerine ait ot ve benzeri yiyecekleri ahır içerisinde “hartama” ile bölünmüş bölmeye koyarlardı. Yüz kısmı beyaz, diğer tüm vücudu Kırmızı renkte olan ineklerine “Aynalı” ismini vermişlerdi.
Vesilenin Şükür; Yaz kış köyde yaşar Yaylaya çıkmazdı. Şükür amca yazları her gün belli saatlerde Aynalıyı alarak okulun altında bulunan çayırlarında otlatmaya götürürdü. Zaman zaman da yollarda birlikte dolaşır İneğinin karnını doyurmasını sağlardı. Şükür amca ineği ile aralarında kurmuş oldukları sevgi bağı ile dumanlı havalarda veya her hangi bir sebeple yanından uzaklaşan ineğine “Gel aynalı gel” diye bağırdığında bu sesi duyan Aynalı inleyerek nerde olduğunu belirtir ve Şükrü amcaya doğru gelirdi. Sınır ihlali yapıp bir başkasına ait araziye geçtiğinde ise “Dön Aynalı dön” gel buyana diye bağırdığında Aynalı bulunduğu yerden derhal geri dönerdi.
Şükrü amca ile birlikte çobanlıktan dönen Aynalı evin yanına geldiğinde üç kere uzuz uzun bağırarak Havva halaya geldiklerini haber verirdi. Havva hala da evin kapısında kendisi için hazırlamış olduğu “Poki”sini kendisine takdim ederek, geldin mi derman, iyi otladın mı? Karnını doyurdun mu? Diye sorular sorardı. Pokisini bitiren Aynalıyı ahıra götürmek üzere önüne geçer; gel kızım gel haydi diyerek birlikte ahıra giderlerdi.
Havva hala sağarak çobanlığa gönderdiği Aynalısının ahırını iyice temizlemiş, rahat etmesi için hazellerini sermiş, “panfı”sına yiyeceklerini yerleştirmiştir. İçgüdüleri ile evini ve bağlanacağı yeri bilen aynalı hiçbir zaman şaşırmadan bağlanacağı yere giderek Havva halanın kendisini bağlamasını bekler ve bu duruma hiç itiraz etmezdi. Sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez süt veren Aynalı ailenin bir parçası olarak her gün aynı şekilde rutin görevini ifa eder, aileye olan sadakatini lisani hal ile beyan ederdi.
Şükrü amcanın kardeşi Havva hala kendisi gibi küçük bir kadındı. Yaşlı ve bükülmüş beli ile ahpinde kazarken adeta bir “ğovrili” taşa benziyordu. Ahpinden eve gelirken sırtına almış olduğu yük ile kendisinden kat kat büyük yük taşıyan atom karıncaları andırıyordu. Yükün altında sadece ayaklarının hareketleri görülüyordu.
Şükrü amcanın her günü ayrı bir olay, her günü ayrı bir macera olmasına rağmen hayatında unutamayacağı bir olay daha yaşadı. Bir Cuma günü evin bazı ihtiyaçlarını almak üzere Kazaya (İkizdere) giden Şükrü amca dönüşte yaramaz çocukların hışmına uğradı.
Şükrü amca bir “Paçğa” kibrit, bir kilo şeker ve yarım kilo iç yağı almak üzere Kazaya gitmişti. İlerlemiş yaşına rağmen gidiş gelişlerinde arabalara binmezdi. Hem binecek olsa da parası olmazdı. Bazen hayırsever şoförler tarafından arabaya alınırdı. Yine bir Cuma günü idi yaya olarak Kazaya gitmiş, Cuma namazını eda ettikten sonra yine yaya olarak dönüş yoluna koyulmuştu. Almış olduğu malzemelerini bir “File”nin içerisine koyarak bastonuna takıp, bastonunu omuzuna atarak ağır ağır köyün yolunu tutmuştu. Şükrü amca köy yolu üzerinde bulunan Santralı az yukarı geçince, tamamı çifteler mahallesinden olan beş altı mektep çocukları tarafından önü kesilmiş ve Şükrü amcanın cebindeki paralarını kendilerine vermesini istenmişler. Şükrü amcanın direnmesi neticesinde de darp edilmişler. Şükrü amcanın ağzından, burnundan kan gelmeye başlamış. Ayrıca sert bir cisim ile kafasının çeşitli yerlerinden darp edilmiş, kafasının bazı yerleri kanlanmış, bazı yerlerinde ise darp nedeniyle “Murzı”ler çıkmıştı.
Kazada iken olan parasının çoğunu harcamış olan Şükrü amca kalan beş lira (Kâğıt para)sini kibrit kutusunun içerisine koyarak ceketinin iç cebine koymuş olduğundan çocuklar bu parayı bulamamıştır. Şükrü amcanın üzerini didik didik arayan çocuklar para bulamayınca da Şükrü amcayı haliyle darp etmiştir. Şükrü amca pes etmeden kendisini korumaya çalışsa da maalesef muvaffak olamamıştır.
Şükrü amcanın feryadı arş-i alaya ulaşıp gayretullah’a değmiş olacak ki, Okuldan çıkan öğrencilerle birlikte kazadaki işlerini tamamlamış olan kırk – elli kişilik bir grup insan Şitai’nin kamyonuna binmiş ve köye gitmek üzere araç hareket etmiştir. Araç tam Santrali geçerek bilinen noktaya geldiğinde Şükrü amcanın vaziyetini gören kamyonun üzerindeki üç – dört cevval genç henüz araç durmadan kasadan aşağı atlayarak kaçan çocukların peşine düşmüştür.
Araçtan atlayanlardan birincisi olan Hasbi abi, tam atlayacağı sırada gayri ihtiyarı, istemsiz olarak kolu Deli Mahmut’un burnuna çarparak kanamasına neden olmuştur. Aldığı darbeyle burnu kanayan Deli Mahmut homurdana homurdana kızıyor ve küfürler savuruyordu. Hasbi abi çocukların elebaşı olan bir çocuğu yakalamış sürükleye sürükleye arabanın yanına getirmişti. Diğer birkaç çocuk daha yakalanmış Şükrü amcanın yanına getirilmişti. Şükrü amcanın vaziyetini gören kalabalık hiddetle ve kızgınlıkla bağırıyordu. Hasbi abi elebaşı olan çocuğu kolundan kavramış kamyonun kasasına bindirmeye çalışıyordu. Bunun yanlış olacağını, mahalleler arasında daha büyük husumetlerin doğabileceğini söyleyenlere aldırış etmeyen Hasbi abi çocuğu aracın kasasına bındırmış ve bunu ancak babası benim evden gelip alacak, başka türlü hiçbir çaresi yok diye, itiraz edenlere karşı çıkıyordu.
Aracın kasasına konulan çocuk salya sumuk ağlıyor, feryat ediyordu. Yaptığına bin pişman olsa da iş işten geçmişti artık. Yakalanan diğer çocuklarda kızgın kalabalıktan nasibini almış iyice pataklanmıştı. En sonunda yaşlıların araya girmesiyle ortak bir akıl ortaya konularak işin nihayete erdirilmesi kararlaştırılmıştır. Şükrü amcaya her hangi bir zararının olup olmadığı sorulmuş, Şükrü amca üzerinden çıkartılmış olan ceketini sormuş, yerlerde sürüklenerek çamurlanan ceketi getirildiğinde elini ceketin iç cebine atarak çıkarmış olduğu kibrit kutusunu çıkarmış ve kutuyu açınca beş lirasının kutuda olduğunu görünce; tamam param burada, onu bulamamışlar diye söylemiş. Alınan karar doğrultusunda, eskiden beri tanınan ve aksılıkları ile bilinen ve çocukların da elebaşı olan yaramaz çocuk Şükrü amcanın tam önüne getirilmiş ve Şükrü amcanın çocuğa vurması söylenmiştir. Şükrü amca elindeki bastonla yaramaz çocuğun başına bir baston indirerek zaten ağlamakta olan çocuk feryadın şiddetini iki katına çıkarmıştır.
Diğer mahallelerden İkizdere’deki okullara giden çocukların çifteler mahallesinin altından geçerken maruz kaldıkları taş atma ve yol kesme olayı Şükrü amcanın yaşamış olduğu bu talihsiz olaydan sonra son bulmuş, bir daha böyle olumsuz bir durum yaşanmamıştır.
Şükrü amca Okulun altında bulunan çayırında yaşamış olduğu bir başka olayda ise; ineğini otlatmak üzere okulun altında bulunan çayıra getirmiş, kendisi de bir ağacın dibine yaslanarak şekerleme yapıyordu. Şükrü amcanın çayırda çobanlık yaptığından habersiz olarak okulun bahçesinde oynamakta olan iki çocuk ağaçların dallarına konan kuşlara nişan alarak taş atmakta idi. Atılan taşlar kah Şükrü amcanın sağına soluna düşüyor, kah ineğinin yanına düşüyor ve ineğin “örkinme”sine neden oluyordu. Şükrü amca bağırsa da sesi fazla çıkmadığından çocukların duyması mümkün olmadığından sürekli şekilde taşlar atılıyor, atılan taşların ardı arkası kesilmiyordu. Ağaçların altlarında saklana saklana zor bir hal okulun yanına yaklaşan Şükrü amcayı gören çocuklar yaptıkları işin ne kadar yanlış bir iş olduğunu anlamış ve hemen kaçmaya başlamışlardı. Kaçan çocukların arkasından bağıran Şükrü amca “ Kaçmayın, neden kaçıyorsunuz, gelin buraya, avradı boklılar, Avradını (S….m), gelin buraya” diye bağırıyordu. Durumu okul öğretmenlerine şikâyet eden Şükrü amca çocukların ikaz edilmelerini sağlamış, öğretmenler tarafından tespit edilen çocuklar cezasız kalmamıştır.
…….